Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler

Çeyrek asırdan fazla oldu; ama ben daha dünmüş gibi hatırlıyorum.

Yedi yahut sekiz yaşlarındayım; erkek kardeşim ise iki yaş daha küçük benden. Halının üzerinde oturmuş meraklı gözlerle bakıyor ve dinliyoruz. Dedem anlatıyor her zamanki gibi. Sakalları, nur yüzü, vakur ama sevecen tavrı hep gözümün önünde.


Belki daha evvel on kere anlattığı şeyleri yine heyecanla dinliyoruz: Hz Musa'nın hikayesi, Firavun'un zulümleri, Hz. Hızır ve akıl almaz maceraları ve daha neler neler...

Bir yandan bu kadar şeyi nereden öğrendiğini düşünürken, bir yandan da adeta sinema filmi seyreder gibi, anlattığı hadiselerin gözümde canlandığını ve heyecanlandığımı hatırlarım yıllardır.

Yine anlatıyor dedem... Sonra, muhtemelen ilgimizin dorukta olduğu noktayı takip ederek, gözlerini gözlerimize dikip, konudan konuya atlıyor ve bize temel olarak gördüğü bazı bilgileri de vermeyi ihmal etmiyor: "Beş şeyi insanlar bilemez!" diyor otoriter ama sevecen bir ses tonuyla:


"Kıyametin ne zaman kopacağını, yağmurun ne zaman yağacağını, doğacak çocuğun erkek mi dişi mi, said mi şaki mi (yani iyi huylu mu kötü huylu mu) olacağını, kişinin yarınki kazancını ve nerede öleceğini... Allah'tan başka kimse bilemez!"

Hayretle ve ürpererek dinliyoruz. Kardeşim çok bir şey anlamıyor, biliyorum, ama o da bu adamın anlatırkenki heyecanıyla aynı frekansa geçiyor ve çıt bile çıkartmadan dinliyor. Allah'ın ne kadar kudretli, ne kadar bilgili olduğunu kendimizce öğreniyor ve şaşıp kalıyoruz...

***

O günlerin üzerinden yıllar geçti. Ben üniversitede okumaya başladım. Bir gün, alanında ünlü bir hocamız derste "Eskiden doğacak çocuğun cinsiyeti bilinmez derlerdi; ben şimdi isteyene isteyen cinsiyette çocuk yaparım! Yağmur ne zaman yağar bilinmez derlerdi, şimdi televizyonu açan yağmur zamanını öğreniyor! Ama hala ortada bunları söyleyen boş kafalı softalar var birsürü!" deyiverdi...

Ruhumdaki derin yaranın acısını tarif edemem...

Benim o aslan gibi dedem, bizi hikayeleriyle bambaşka diyarlara götüren, bildiğimiz her şeyin neredeyse onda dokuzunu öğrendiğimiz dedem, "boş kafalı bir softa" oluvermişti! Hem sinirlendim, hem üzüldüm. O güne kadar hiç düşünmemiştim bunların üzerinde. Ama gerçekten de, televizyonu açınca hava durumunu dinleyebiliyordum ve tüp bebek uygulamaları artık sıradan hadiseler olmuştu bile! Doğru muydu gerçekten, bize anlatılan her şeyin sadece "hikaye"den ibaret olma ihtimali?

Verecek bir cevabım yoktu o gün. Sorularımla başbaşa kaldım. Ama neyse ki, sorularımı hiç unutmadım.

Yıllar sonra, üniversite bitip de akademik hayatın kapısından girince, çok farklı konularla ilgilenmek nasip oldu kısa zaman içinde. Bunlardan bir tanesi de kaos fiziği ve buna bağlı olarak yakın tarihlerden itibaren bilim dünyasını sallayan "kaos paradigması" idi. Bu bilim dalı, öngörülemeyen, karmaşık, hesaba kitaba gelmez, ve çoğu zaman "garip" işlerle ilgileniyordu. Bu dalın bilim adamları, sözgelimi bir su girdabının şeklini nasıl aldığını ve koruduğunu anlamak için senelerini harcıyorlardı. Merak ettim; ne yapıyorlar diye biraz daha yakından bakınca, çok ilginç şeyler öğrendim...

****

Kaos biliminin temelleri aslında basit bir "hata" ile atılmıştı. Yetmişlerin başlarında Edward Lorenz adlı bir meteorolog (hava uzmanı), bilgisayarında hava durumunu modellemek için uğraşıyordu. Hava durumuna etki ettiğini bilinen değişkenleri rakamsal olarak bilgisayardaki özel bir yazılıma yüklüyor ve yazılımın, zaman içinde hava koşulalrındaki değişimleri göstermesini sağlıyordu. O zamanın bilgisayarları oldukça iptidai aletler olduğundan bu işlem genellikle uzun zaman alsa da, yine de önemli miktarda doğruluk payına sahip benzeşimler (simulasyonlar) elde edilebiliyordu.

Rivayet odur ki; Lorenz bir gün, bilgisayarında süregiden bir işlemi orta yerinden başlatmak istedi. Bunun için hesaplamanın ortasında bir yerdeki verileri alarak bilgisayara girdi ve programı çalıştırdı. İşlem oldukça uzun sürdüğünden, kendisine bir kahve almak için odayı terketti. Bir süre sonra döndüğünde, ilginç bir sürpriz bekliyordu kendisini. Odaya dönüp de bilgisayardaki sonuçları incelediğinde, gözlerine inanamadı. Daha önce defalarca yapmış olduğu işlemlerin aynısını yapan bilgisayar, bambaşka sonuçlar vermişti!

Lorenz önce bir hata olduğunu, bilgisayarının bozulduğunu düşündü. Fakat hemen sonra, hazırlıklı zihni gerçeği kavramasını sağladı: Lorenz, verileri bilgisayara girerken, fazla önemli olmayacağını düşünerek, girdiği değişkenlerin virgülden sonraki beşinci basamaklarını kabaca yuvarlamış ve o şekilde giriş yapmıştı. Fakat sonuçlar, aslında bir kelebeğin kanat çırpışı kadar önemsiz olan bu milyonda birlik yuvarlama işleminin, çok kısa bir süre içinde hava koşullarında, adeta kasırgalar oluşturacak şekilde çarpıcı farklılıklara yol açtığını gösteriyordu...

İşte Lorenz'in bu buluşunu yayınlaması, modern kaos fiziğinin de hız kazanmasını sağladı.

"Kaos" kelimesi, düzen anlamına gelen "kozmoz" teriminin zıddını ifade eder ve aslında kargaşa/karmaşa anlamında bir terimdir. Bu gün bir bilim dalı olan kaos ise, bildiğimiz düzenden çok daha farklı, üst düzeyde bir düzenelenmeye sahip ve hesaba kitaba gelmez sistemlerle uğraşır. Hızla giden bir arabanın arkasındaki hava girdaplarının davranışları, canlı bir hücrenin çevresiyle etkileşimleri, bir boya molekülünün su içinde izlediği yol, düşüncelerimizin işleyişi, tabiattaki biçimlerin oluşumu... Bunların hepsi, hesaplaması neredeyse imkansız denecek düzeyde karmaşık, ama aşikar bir düzen içerisinde işleyen süreçlerin örnekleridir.

Kısacası artık "kaos", sıradan yöntemlerle öngörülemeyen fakat "içkin" bir düzen içerisinde işleyen sistemlerin davranışını tanımlamakta kullanılan bir terimdir. Kaos davranışı gösteren sistemler ise "kaotik sistemler" olarak adlandırılır.

Bu gün artık, "kaotik sistemler"in başlangıç şartlarına hassas bir biçimde bağlı, yani çok ufak değişikliklerin tahmin edilemez farklılıklar doğurabileceği sistemler olduklarını biliyoruz. kaotik bir sistemin genel davranışını kabaca tahmin edebilirsiniz, fakat herhangi bir anda tam olarak nasıl bir davranış sergileyeceğini söyleyemezsiniz.

Örneğin, kış aylarında hava sıcaklığının düşeceğini, kar ve yağmur yağacağını bilirsiniz ama, önümüzdeki yılın Şubat ayının 14'ünde, saat 16:32'de hava durumunun nasıl olacağını bilme ihtimaliniz yoktur. Yahut, akan bir nehirdeki suyun hep yokuş aşağı akacağını bilirsiniz, fakat nehirdeki bir tek su molekülünün, veya su üzerinde yüzen bir yaprağın izleyeceği yolu tam olarak hesaplayabilme şansınız yoktur. Ne kadar ince ölçümler, ne kadar uzun hesaplar yaparsanız yapın, sizin hesaplarınıza girmeyen minicik bir değişken, kısa bir süre sonra sizin tüm tahminlerinizi alt üst edebilecek değişiklere neden olacaktır. Bilimsel yöntemimiz, bu değişikliklere neden olacak değişkenlerin tamamını hesaba katmaktan acizdir.

Dolayısıyla, kaotik sistemlerin en önemli özelliğinin "hesaplanamazlık" veya "öngörülemezlik" olduğunu söyleyebiliriz.

***

Kaos biliminin çıkarımlarına daldıkça gördüm ki, kaos bilimcileri, rasgele hava hareketlerini inceliyorlar veyahut karıştırılmakta olan bir dondurma yığınına damlatılan bir damla çukulatanın dondurma içine nasıl dağıldığını, hangi kurallara göre karıştığını bulmaya uğraşıyorlardı. İlk başta kulağa "delice" gelen bu işlerin altında, aslında çok önemli bir gerçek vardı.

Ve bu gerçek, dedemin yıllar önce bize anlattığından hiç de farklı değildi.

Tabii süreçler (canlı bir hücrenin içindeki kimyasal tepkimelerden, akan bir nehir suyunun oluşturduğu burgaçlara kadar) çok karmaşık ve hesaplanamaz, adeta sonsuz karmaşıklıkta nedenlerin ortak sonuçlarıymış meğerse.

İşte bu nedenle, normal bir cinsel birleşme sonrasında milyonlarca spermin hangisinin yumurtayı dölleyeceğini ve dolayısıyla bebeğin hangi cinsiyete sahip olacağını halen bilmiyormuşuz!

Spermi seçip döllenmeyi yapsak bile, ortaya çıkacak organizmanın özellikleri hakkında neredeyse hiç fikrimiz olamazmış meğerse!

Zira klonlanan (aynı genetik şifreye sahip olacak şekilde birbirlerinden kopyalanan) canlılar bile aynı bireyler olmuyorlarmış!

O yüzden hava tahminlerimiz üç-dört günün ötesine geçemiyormuş!

İşte bu nedenler yüzden, biz aslında hiç bir şeyi kesin olarak bilemiyormuşuz!

Günümüz bilimi söylüyor bize bunları. Bahsedilen "hesaplayamama" özelliği, teknolojik eksikliklerden kaynaklanan bir sınır da değil üstelik. Kuramsal olarak bir sınır var; onun ötesini hesaplayamıyorsunuz. Pekin'de kanat çırpan bir kelebek, Washington'da bir fırtınaya bile neden olabilir diyorlar! Zira bu tip karmaşık hadiseler, minik değişimlerle bu kadar hassas bir biçimde bağlantılı. Hava durumunu uzun vadede kesin biçimde hesaplayabilmek için, tüm kelebeklerin, sineklerin ve kuşların kanat çırpışlarını, tüm soluyan canlıların nefes alış-verişlerini ve daha milyarlarca farklı değişkeni hesaba katmak mümkün mü? Elbette değil. İşte o yüzden bilemiyoruz, sadece kısa vadeli tahminlerde bulunabiliyoruz...

Sadece böyle büyük ölçekli hadiselerde değil, atomaltı dünyada da "Heisenberg belirsizlik ilkesi" hakimmiş meğerse! Orada da hiç bir şeyi kesin olarak ölçemiyormuşuz!

Dedemin dediği gibi, bu bilgiler insana kapalıymış kısacası.

Bunları ancak, adına ne derseniz deyin, "görmesi", "işitmesi", "ilmi" ve "kudreti" sonsuz bir zat görebilir ve bilebilirmiş, aynen dedemin bize anlattığı gibi...

Bilim adamlarının yıllar süren çalışmalarından çıkarttıkları sonuçları, dedem bize o ilkokul tahsili ile, evindeki halısının üzerinde yıllar önce öğretirmiş meğer.

Teşekkürler dedeciğim, Allah rahmetini üzerinden eksik etmesin...

Sana "softa" diyenlere ise, ancak acımalı belki de...

* * *

3 yorum:

Unknown dedi ki...

Mükemmel hikaye mükemmel profil

NAİL dedi ki...

Mübarek Dedene rabbim gani gani rahmet etsin. sana da teşekkürler Sinan Canan Hocam.bu sorularla çok gencimizi zehirledi vesevese ve şüphelere attı din düşmanları hocalar.ve hala da bu tarz vuruşlarına devam ediyorlar.ben de bu konudan etkilenmiştim.kendime de açmaktan korktuğum bir şey di ki siz bunu cevabını çok güzel verdiniz.dedeniz sizle iftihar ediyordur eminim.Allah sizden razı olsun ilminize güç versin.

Anonim dedi ki...

Zihnimiz kelimelerden kuruludur desek abartmış olmayız. Sinan Canan’ın Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler kitabından http://www.kitapsozler.com/kimsenin-bilemeyecegi-seyler-sinan-canan/

Sinan Canan ve Serkan Karaismailoğlu ile beynimizin [n] ilginç halleri!